İsmail Erdoğan ~ 21 Şubat 2012 ~ Alıntı Yazılar, Manşet, Yazarlar
Bir dostluğu yükseltmek bir fikri yükseltmekten daha zordur!
Çünkü fikir gelen ya da devşirilen bir şeydir! Ama dostluk uğruna verilen mücadelenin, özverinin ve sadakatin çocuğudur!
Hediye edilen ile tırnaklarınla elde ettiğinin arasındaki farktır fikir ve fikrin zikre tekâmülü refik-i âlâ(dostluk)!
Fikir geri dönüşü olan bir yolken, dostluk geriye dönenlerin helak olduğu bir yoldur!
Bir fikri yükseltirken okumak ve düşünmek kifayetken, dostluğu yükseltirken ölümü göze almak en büyük keyfiyettir! Çünkü fikirler yolda kalabilirken dostluklar şehâdete ererler!
Fikir de dostlukta sancıları gerektirir! Ama sancılar fikirle nihayete ererken, dostlukla namütenahi bir hale bürünür! Daimi bir zafer için devamlı bir silahlanma ve durmadan mücadele etme sanatıdır dostluk! Bu mücadelede dostluğun gereklerini yerine getirmek için acıya, sadakate ve özveriye kardeş olmak gerekir! Bir dostu yanında taşımak ve bir dostun yanında taşınmak için hassasiyetin duvarlarına inceliğin kalemleriyle yazılımlar gerekir! Ona samimiyetle yaklaşırken meydanı marazlara bırakmamak, samimiyete semavatı katarak yaklaşmak ve göklerden köklere bir yolda onunla yürüyebilmek gerekir!
Bir dostluğu yükseltmek için dostluğun yeşerdiği bütün coğrafyalara ve bütün şahıslara seyyah olup dönmek ve tarihin dostluk sayfalarından örneklerle dolanarak bugüne gelmek gerekir! Tarihi bugüne getirmek ve yarının tarihini de bugünden çıkararak dostluğu, tüm zamanların bir ürünü ve tarihin nişanesi kılmak gerekir! Zaman mefhumunu ortadan kaldırmadan ya da tüm zamanları tek bir zaman diliminde toplamadan bir dostluğun yükseltilmesi mümkün değildir! Çünkü dostluk, tekil ya da tikel değil tümel bir hadisedir ve türünün bütün örneklerini kapsayıcıdır! Ünlü ya da ünsüz bütün dostluk örnekleri aslında tek bir hadisedir ve aynı memeden süt emen kardeşler gibidir! Dostlukların şahsiyetleri farklı olsa da bir vakıa olarak dostluğun şahsiyeti aynıdır! Aynı kaynaktan beslenerek tarih sahnesindeki yerlerini alır dostlar! Bu kaynak ise insanlar arasına sevgiyi salan ve kalpleri birbirine yaklaştırarak kenetleyen arzın ve arşın sahibi Allah’tan (Azze ve Celle) başkası değildir! Kaynaktan gelen ve kaynağa dönecek olan insanın Allah’tan bi haber bir dostluk yaşaması mümkün değildir! Allah’ın(Azze ve Celle) insandan habersiz olmaması ne kadar hakikat ise, insanın hakikati de Allah’tan haberdar olmakla mümkündür! O’ndan habersiz oluş kendinden habersizliği, kendinden habersizlik ise başkalarına duyarsızlığı doğuracaktır! Başkalarına duyarsızlık ise, hiçbir zaman yükselmeyecek ve yükseltmeyecek bir dostluğun habercisidir! Var olan ama gökleri olmayan bu yüzden köklerini bir türlü bulamayan bir dostluk olur ki, bu da gidecekmiş gibi kalmanın diğer adıdır! Temeli olmadığı için yıkılacakmış gibi duran katların sahibi bir binanın verdiği görünüm ve güven ne ise böylesi bir dostluğun durumu da odur! Göklersiz bu yüzden köklersiz bir dostluk, Sezar’ı arkadan hançerleyen Bürütüs’e dönüşürken, gökleri köklerle buluşturan 2’nin 2’si ( Hz. Muhammed ve Hz. Ebu Bekir) bir dostluk, görünmeyen zamanlarda bile “ O söylediyse doğrudur” a dönüşür!
Görünmeyen zamanları bile ele geçiren bir fikir çarpıntısıdır çünkü dostluk! Bu yüzden bir fikirden fazlasına ihtiyaç vardır! Fikirlerden terkip bir akıla, duygulardan mürekkeb bir kalbin eklenmesiyle ortaya çıkar dostluk! Bilginin eyleme dönüşme halidir! Kelimelerin yürüme, koşma ve konuşma halidir dostluk! Durağı olmayan bir yolculuğun eylemden yapılma otobüsüyle, otobanda kilometreleri aşan bir süratle seyrederken kendinden geçmek ama refik-i âlâ’dan geçmemektir dostluk! Bir fikri sancılarıyla beraber taşımak ve onu zikre kanatlandırmaktır dostluk! Düşünmenin ötesine geçmek, yazmak ve yaşamaktır dostluk! İhtiyaç olduğunda cevap, ihtiyaç olunmadığında ise bir soru olabilmektir! Muhteşem cevaplara muhteşem sorular olabilmektir! İlmin yarısından tamamına doğru yol olabilmektir! Ve nefes aldıkça birbirine sunulan nefes olarak çoğalmaktır! Çokları kaçarken kriz anlarında kala- ve çoklarına galebe çala- bilmektir dostluk! Taşlanırken ve taşlar ayakları kana bularken kalkan olabilmektir!(Zeyd b. Harise) Hedefine doğru ilerleyen bir oka saplanan göz olabilmektir!(Ebu katade) Ve ölümün soğuk yatağına uzanan beden olabilmektir!(Hz. Ali)
Kıssanın hissesi ve kısa kelimelerin uzun anlamları bir dostluğu yükseltmek, kendini zora, kor olan bir zora yazdırmaktır! Bu zorlukta ise en büyük yoldaş fikirlerdir! Çünkü dostluk, her şeyden evvel bir fikri yükseltmekle başlayan ve zikrine kapı aralayarak devam eden, zikrettikçe canlılığı korunan bir fikre sahip olmaktır! O fikri, birlikte bir ruh olarak ötelere taşımaktır! Çünkü fikri olmayan bir dostluk hakikatte bir gerçeklik ifade etmezken, dostunu bulamayan fikirler ise yokluğa düçar olur! Bir fikrin yok olmasına engel, iştirakçileri olan dostlarıdır! Bir dostluğun var olmasını sağlayan ise buluşmanın ve oluşmanın sonrasında da yoğunlaşmanın adı olan fikirlerdir! Yani bir fikri yükseltmek, yepyeni dostlukların kapısını aralamak ve fikirden sonrasında bir var oluş mücadelesinin yolunu sağlamaktır!
Allah’ım bize, bir fikir çarpıntısının içinden yükselen dostlar ver ve bizi, ayetlerin sağnak yağmurlarıyla ıslat! Aminnn!!!
Mea sselam!
İsmail Erdoğan/Gerçek Haber
diyanethaber.com.tr
Yazının Tüm Hakları İsmail Erdoğan‘a Aittir. Kopyalanması, özellikle yazarın ismi ve linki verilmeden başka yerlerde yayınlanması yasaktır. Yayınlayanlar tüm kanuni sorumlulukları kabul etmiş sayılır….
76 views
Etiketler: DOSTLUK, dostluk mu, dostluk nasıl olmalı, dostluk üzerine, ebu katade, fikir, fikirler ve dostluklar, fikirmi, hz. ali, ismail erdoğan, refik-i âlâ, Zeyd b. Harise