Hayat… Bir yolculuk aslında. İyiliğe, doğruluğa, nezakete, duyarlılığa doğru yol alınırsa mutluluk ve huzura varılır bu yolculuğun sonunda.

Kaygılar, korkular, zorluklar da eşlik eder kimi zaman. Yaşadıklarımız bir taraftan gücümüze güç katarken diğer taraftan gücümüzün azaldığını hissettirebilir bize. Gönlümüze ferahlık verecek hakikatler yardımımıza koşar, böyle hissettiğimiz anlarda:

“Zorluklara göğüs gerip sabredenler, yararlı ve iyi iş yapanlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.” (Hûd, 11/11) buyurulur hayat kitabımız Kur’an’da. Ne kadar anlamlı bir hatırlatma değil mi başına gelen zorluklarda dayanma gücünün azaldığını hissedenler için.

İnsan… İhtiyacı var insanın başka bir insana. “Benim gibi hisseden başkaları da var. Onların da hayat yolculuğunda karşılaştığı duraklar benimkine benziyor. Onlar da birçok kez benim gibi hissediyor. Mutlulukları, mutsuzlukları, kırgınlıkları, başarıları, başarısızlıkları, hayal kırıklıkları var benim gibi.”

Evet, ihtiyaç duyar insan insana. Yaşadıklarına başka bir gözle bakabilmek, kimi zaman dinlemek, kimi zaman dinlenmek için. Kimi zaman da tecrübelerle demlenmek için.

O halde yalnız olmadığımızı hissetmek çok kıymetli öyle değil mi? Benden başkasından haberdar olmak… Onunla hemhal olmak… Sevgili Peygamberimizin şu sözü acılara, üzüntülere, kayıplara duyarsız kalınamayacağına işaret değil de nedir ki? “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve âhirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve âhirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 60)

Faydalı eylemler, duyarlılık erdemine götürür bizi, diyebiliriz öyleyse. Peki, nedir duyarlılık? Çevremizde olup bitenlerden habersiz olmamaktır. Hassasiyetleri gözetmektir. Ailemize, arkadaş ve dostlarımıza, yanımızda yakınımızda olanlardan başlayarak ulaşabildiğimiz herkese karşı empati kurabilmektir. “Anlıyorum seni” diyebilmektir.

“Bir vücudun organları gibi” olabilmektir. Birbirinin duygularına ortak olmak, sevinciyle sevinmek, üzüntüsüyle üzülmektir. Yarı yolda bırakmamak, çözüm yollarına kapı aralamaktır.  Öyleyse bir insanın diğer insanlara karşı duyarsız kalmaması aksine onlar için elinden ne geliyorsa yapması sorumlulukları arasındadır. Anne babanın evladına, evladın anne babasına, kardeşin kardeşe sorumlu olduğunun unutulmamasıdır.

Öksüzün, yetimin ve muhtacın kolu kanadı oluvermektir. Köprü olmaktır iyiliğin, güzelliğin yol bulup yayılmasına.  Engelliye engel olmamak; hastaya, yaşlıya, yardıma koşmaktır.  Farkında olmak, sosyal sorunlara yönelik farkındalığı artırmaktır. Toplumsal dayanışmaya katkı sağlamak, başka coğrafyalarda olan kardeşlerimize de el uzatmaktır.

Adaletli, dürüst, samimi, merhametli olmak ve doğruluktan ayrılmadan değerlerine sahip çıkmaktır. Kendimize yapılmasını istemediğimiz davranışı başkasına da yapmamaktır. Sosyal ilişkilerimizde sabrı ve anlayışı kuşanmaktır. Çevreye duyarlı olabilmek ve bu konuda bir bilinç geliştirmek adına gayret gösterebilmektir.

Çıktığımız hayat yolculuğunda “keşke”lere yer bırakmadan “iyi ki”lerimizi çoğaltmaktır. Kendimizi de sık sık sorgulamak, bu sorgulamadan çıkan her bir cevabı karakterimizin inşasında bir tuğla gibi düşünebilmektir. Elimizi vicdanımıza koyup önce kendimizi duyabilmektir.

Yeteneklerimizi keşfetmek, eksikliklerimizi tamamlayabilmek için çalışmaktır. Böylece varlığımızı anlamlı kılmaktır. Gayretlerimizle kendi yolumuza ışık tutmak, önce kendimizi aydınlatmaktır. Varlığımızın, Yaratanımız tarafından bizi verilen kıymetli bir hediye olduğunu idrak etmektir.

Hayat yolculuğumuz boyunca edindiğimiz acı tatlı tecrübelerden faydalanarak duyarlı, tutarlı ve dengeli bir insan olabilmek, evrende kapladığımız alanın hakkını verebilmektir!