MÜCÂDELE SÛRESİ
11- “Ey iman edenler! Size, bulunduğunuz toplantılarda ‘Yer açın’ dendiğinde yer açın ki Allah da size genişlik versin. ‘Davranıp kalkın’ dendiğinde de kalkın ki Allah içinizden (gerçekten) iman etmiş olanları ve ilim sahibi olanları yüksek derecelere çıkarsın. Yapıp ettiklerinizden Allah tamamen haberdardır.”
Bu âyetin, iyilik ve kolaylık kapılarını olabildiğince açık tutmaya çalışanlara Allah’ın da dünya ve âhiret iyiliklerini bol bol ihsan edeceği anlamı taşıdığı söylenebilir.
“Allah da size genişlik versin” ifadesi, –mekân genişliği, bol rızık, gönül ferahlığı, kabir rahatlığı, cennete girme mutluluğu gibi– her türlü genişliği kapsamaktadır.
Bu âyet sadece toplantıda yer açma anlamıyla sınırlanamaz. Burada kastedilen, iyiliklerin ve güzelliklerin insanlara ulaşmasına katkı sağlamak ve onun gönlünü sevinçle doldurmaya çalışmaktır.
22- “Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir topluluğun, Allah’a ve peygamberine düşmanlık eden kimselere -babaları, oğulları, kardeşleri yahut diğer akrabaları da olsa- sevgiyle bağlandıklarını göremezsin. İşte Allah bu müminlerin kalplerine imanı nakşetmiş ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir...”
Âyetin “Onları katından bir ruh ile desteklemiştir” diye çevrilen kısmı ; “Onları katından bir lütuf ile, Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’in sözlerinden kaynaklanan ilâhî bir başarı ile, Kur’an ile, Cebrâil (a.s) ile, iman ruhuyla desteklemiştir” vb. mânalarla açıklanmıştır.
Günahları zararsız gösterip yakınlarını günahlara teşvik eden kişilerden uzak durmak gerektiği de âyette vurgulanmaktadır.
HAŞR SÛRESİ
9- "...Verilen (yardımlardan) dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar; ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin bencilliğinden korunmayı başarırsa işte kurtuluşa erecekler onlardır."
Hz. Peygamber’e ve onunla birlikte Medine’ye hicret eden muhacirlere kucak açmış, bütün imkânlarını onlarla paylaşmaktan mutluluk duymuş hatta onları kendilerine tercih etmiş bulunan ensar övülmektedir.
Ensarın bu örnek kişiliğinden söz edilirken “ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler” ifadesi kullanılmıştır. İslâm ahlâkçıları buradan hareketle, cömertlik erdeminin özel bir türü olarak “(başkasını) kendisine tercih etme” anlamına gelen "îsâr" terimini geliştirmişlerdir.
19- “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.”
“Allah’ı unutmak”tan maksadın, Allah’a karşı kulluk borcunu umursamama olduğu anlaşılmaktadır.
Burada “Allah’ı unutma”nın sonucu, “Allah’ın da onlara kendilerini unutturması” şeklinde ifade edilmiştir. Kendisine verilen akıl nimetine rağmen Allah’ı unutan, O’na kul olma idraki içinde olmayan kişi gerçek anlamda kendine yabancılaşmaya, dolayısıyla hayatını boşa geçirmeye mahkûmdur.
Bu âyete göre Allah, kendisine karşı görevlerini yerine getirmeyenlere, iyilik yapmayı ve kötülüklerden sakınmayı unutturur, onları bu paydan ve mutluluktan mahrum eder.
21- “Şayet biz bu Kur’an’ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, onu Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş görürdün...”
Hemen bütün milletlerin edebiyatlarında heybetin, sağlamlığın ve yüksekliğin sembolü olarak yer alan ve yeryüzünde başı göğe değen yegâne coğrafî unsur olarak düşünülen dağ motifi temsiline yer verilmektedir.
Şayet bir dağa insana verildiği gibi şuur verilmiş olsaydı o heybet timsali eğilmez dağ bile sorumluluk duygusunun sonucu olarak Allah’ın azameti ve kudreti karşısında sonsuz bir saygıyla eğilirdi; bununla kalmaz, O’na kulluk etmek için kendini parçalardı.
MÜMTEHİNE SÛRESİ
13- “Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin. Onlar, inkârcıların kabirlerdekilerden ümit kestikleri gibi âhiretten ümit kesmişlerdir.”
Allah’ın rahmetinden ancak inkârcılıkta direnen kimseler ümitlerini keser. Mümin ise kullukta ne kadar kusurlu olursa olsun, “Artık kesinlikle Allah beni affetmez” diye düşünüp O’nun engin rahmet ve bağışından ümit kesmez.
Ancak ameline güvenip, “Ben üstüme düşen her şeyi yaptım, artık Allah’ın rahmetine ve affına ihtiyacım kalmadı” diye de düşünmez.
Burada “Allah’ın kendilerine gazap ettiği” diye nitelenen toplulukla Yahudilere ve inkârcılıkta direnen bütün topluluklara işaret edildiği düşünülmektedir.
SAFF SÛRESİ
2- “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?”
3- “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.”
Müslümanlara yaraşan tutum, söylenenle yapılan arasındaki tutarlılığa özen göstermektir.
Bu âyette, kişinin yapmayacağı bir şeyi vaad etmesine de yapmadığını yapmış gibi anlatmasına da uyarı yapılmaktadır.
Burada çelişkili söz ve davranışlardan kaçınmanın önemine ilişkin demesaj verilmektedir.
CUMA SÛRESİ
5- “Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer...”
Sırtında koca koca kitaplar taşıdığı halde onların içerikleri arasında bir bağ kurmayanlar için merkebe benzeme gibi ağır bir ifade kullanılması, sırf Tevrat’la yükümlü tutulanlara değil benzer tutumu benimseyen bütün ilâhî dinlerin mensuplarına yöneltilmiş bir eleştiri ve uyarı niteliğindedir.
Bildikleriyle amel etmeyenler, bilgi sahibi olmayı yeterli görenler aynı benzetmenin kapsamına girmektedir.
MÜNÂFİKÛN SÛRESİ
4- “Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir (böyle güvendeymiş gibi görünürler). Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar!”
Münâfıklar “Ey Allah’ın Rasûlü” diye hitap ederek saygılı oldukları izlenimini veren sözlerle Hz. Peygamber’in ve müminlerin kendilerini dinlemelerini sağlarlardı. Ama dinleme sırası kendilerine geldiğinde bilinçsiz, ruhsuz varlıklar gibi, verilen bütün mesajlara kulaklarını tıkarlar, dinler gibi davranırlardı.
Akılları fikirleri hıyanetlerini ortaya çıkaracak, maskelerini düşürecek bir açıklama yapılması ihtimaline takılıydı.
“Onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir” şeklinde bir benzetme yapılarak akıl ve idraklerini söylenenlere tıkamış oldukları, “Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar” ifadesiyle de haince düşünce ve eylemlerinin kendilerini iyice evhamlı hale getirdiği belirtilmektedir.
Âyeti “Onlar sanki şık elbiseler giydirilmiş kütükler gibidir” şeklinde çevirmek mümkündür.
Âyette müminlerin bütün zamanlarda ve her yerde böyle karakteri bozuk kişilerle karşılaşabilecekleri ve bunlara karşı çok dikkatli olunması gerektiği mesajı verilmektedir.
9- “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır.”
Kişinin ailesiyle ilgilenmesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olması yaşamın doğasının bir gereğidir. Ancak bu ilgi ve meşguliyet, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamalıdır.
10- “Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın.”
11- “Allah, eceli gelince hiç kimsenin ölümünü ertelemez. Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır.”
İnsan kendisini dünya telâşına kaptırırsa henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır.
Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir.
TALAK SÛRESİ
1-“Ey peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayın ve bekleme sürelerini iyice hesap edin. Rabbiniz Allah’a saygısızlıktan sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa kendisine yazık etmiş olur...”
Âyette boşamanın kesinlik kazanması için iddet süresinin dolması gereği üzerinde durulmuştur. Bu süre, üç âdet veya üç temizlik döneminin geçmiş olması şeklinde açıklanmıştır.
Evlilik kurumunun hafife alınmaması ve dejenere edilmemesi için ayrılma ve birleşmeler belirli sayıyla sınırlandırılmıştır.
TAHRÎM SÛRESİ
6- “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...”
İnsan vücudu gibi narin bir cismin böyle bir ateşte ölmeden ve tükenmeden azap görmesinin tasavvuru bile dehşet vericidir.
Cehennem ateşin yakıtının taşlar ve insanlar oluşu düşündürücüdür. İnsanlar bu âyetin nüzûlünden yüzyıllar sonra kömürü bulup yaktıklarında, taş gibi nesnelerin de yandığını anlamışlardır.
Bugün lazerle elmas kesildiğini düşünülürse mahiyet ve şiddetini bilmediğimiz ateşlerle taşların da ayrışıp yanmasının mümkün olduğu anlaşılır.
Bazı müfessirler bu taştan maksadın tapınılan taş heykeller olduğunu düşünmüşlerdir.
8- “Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter...”
Âyetteki ifade, tövbenin tam mânasıyla pişman olma ve bir daha pişman olduğu o işe dönmeme azmini içermesi gerektiğini göstermektedir.
İçtenlik ve kararlılıkla yapılan tövbeye İslâmî kaynaklarda tevbe-i nasûh denilmiştir. Nasûh tevbe edebilmek için de niyazda bulunmak gerekir.
(Bu metin DİB Kur’an Yolu Tefsiri isimli eserden istifade edilerek hazırlanmıştır.)
28. DUA ÂYETLERİ
HAŞR SÛRESİ
10- “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.”
...رَبَّـنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذٖينَ سَبَقُونَا بِالْاٖيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فٖي قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا رَبَّـنَٓا اِنَّكَ رَؤُ۫فٌ رَحٖيمٌࣖ
MÜMTEHİNE SÛRESİ
4- "...Rabbimiz! Sadece sana dayanıp güvendik, sana yöneldik; dönüş de ancak sanadır."
...رَبَّـنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ
5- "Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma. Bizi bağışla ey Rabbimiz! Çünkü kudret ve hikmet sahibi olan sensin."
...رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذٖينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
TAHRÎM SÛRESİ
8- “...Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.”
...رَبَّـنَٓا اَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَاۚ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌ